23/4/2006 - Resul için Ağlayan Değil Direnen Ümmet
İnsanlar, yaşadıkları hayatı anlamak ve nasıl yaşayacağını bilmek için rehberliğe muhtaçtır. O’nun yaratılışından gelen mizacı, iyiye ve kötüye meyletmek için müsaittir. Bir denge noktasında hayata gelen insan, aklını kullanma yaşına geldiğinden itibaren, eylemlerinde sorumluluk ve irade sahibidir.
Lakin Asr suresinde geçen “Gerçek şu ki, insan ziyandadır,” ayetinde olduğu gibi, insanlığın çoğu, özgür iradesini Allah’ın kendisinden beklediği bir hayatı sürdürmek için kullanmaz. İlk zamandan beri, durum bu olduğu için, Allah her dönem elçiler göndererek; insandan, başka şeylere değil, yalnızca kendisine iman ve ibadet etmeleri istemiştir.
Peygamberler, insanların önündeki hidayet rehberleridir. Fakat burada insan, rehberlerin yolunda gidip gitmeme noktasında tercih yapmakla yükümlüdür. Hidayet, bir tercihtir. Allah, insanlara doğru yolu gösterecek elçiler gönderir ve Nisa suresinde olduğu gibi şöyle buyurur:
“Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.”
Hazreti Muhammed (sav), insanlara doğru yolu göstermek ve ahir zaman toplumlarına şahitlik etmek üzere gönderilen son resuldür.
Peygamberlerin şahitliği üzerindeki ayetler de buna işaret eder. Ali İmran suresindeki “Allah, vaktiyle peygamberlerden: "Andolsun ki, size kitap ve hikmetten her ne verdiysem, sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde ona kesinlikle inanacaksınız ve çaresiz ona yardım edeceksiniz." diye söz almış ve: "Bunu kabul ettiniz mi? Bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik." dediler. Allah da: "Öyle ise, şahit olun, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim!" buyurdu,” ayeti buna örnek gösterilebilir.
Kur’an ise Allah’ın son Resul’üne vahyettiği ve insanlara klavuzluk etmek için gönderilen son ilahi kitaptır.
Kur’an bizim hidayet için yöneleceğimiz sahih ve korunmuş tek kaynaktır. Ayette de belirtildiği gibi “Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.”
Şu an insanlığın gideceği yolu aydınlatacak rehberleri, Kur’an ve Kuran’ın bize anlattığı Peygamber olmalıdır. Fakat ne yazık ki, biz bugün her iki kaynaktan da uzağız.
Kur’an’ı anlamak ve anladığımızla yaşamak için okumuyoruz. Hatim hatim okuduğumuz Kur’an, çoğu zaman dilimizden öte, aklımıza ya da kalbimize geçemiyor. Diriler Kur’an’dan uzak iken, ölüler için sayfalar dolusu Kur’an okunuyor.
Kur’an doğru anlaşılamadığı için, Hazreti Peygamber’in hayatı da doğru anlaşılmıyor. İnsanlar, Allah’ın Resul’ünü ‘sevginin’ ve ‘aşkın’ pasif nesnesi yaparken, O’nun getirdiği Kitap ve bize miras bıraktığı Sünnet, ne yazık ki bir türlü hayatımızın etkin öznesi olamıyor. Düzenlenen geceler, bir ağlama şölenine dönüşürken, Hazreti Peygamber’i anma toplantılarında Peygamberi anlama ve O’nun mesajını anlatma çabası ihmal ediliyor.
O’nun hayatını anlatan kitaplar, salt kronolojik bir tarih aktarımına dönüşüyor. Hangi yılda ne yaptığı, nereye gittiği ve hangi savaşlara katıldığı sayfalar dolusu bilgilerle anlatılırken, O’nun yaptıklarının sebepleri ve sonuçları üzerinde durulmuyor. Siyerin ve Peygamber’in hareket sünnetinin bugünkü modern toplumlarda yaşayan Müslümanların büyük çoğunluğu için somut ya da anlaşılır bir karşılığı yok.
Tasavvurumuzdaki bu eksiklik, anlayışımızdaki tarihsel ve kültürel kirlilik, Hazreti Peygamber’in yürüdüğü yolu bugünün perspektifinden görmeyi, anlamayı ya da yorumlamayı zorlaştırıyor.
Düşünün: Bugün Allah’ın Resülü ve O’nun bize ilettiği vahiy, hayatımızın neresinde? Tarihi bir figür ya da insanüstü bir varlık olarak tasvir edilen bir Peygamber (a.s.), insanlara nasıl örnek olabilir ki? Birini örnek almak, O’nun gösterdiği yolda, O’nun gibi yürümek için, O’nu anlamak gerekmez mi? Hazreti Peygamber’i anlamadan, O’nu nasıl örnek alacağız?
Oysa Kur’an’da Ahzab suresinde şöyle buyurulmuyor mu? “Yemin ederim ki, muhakkak ki size, Allah'a ve son güne ümit besleyip de Allah'ı çokça ananlar için Allah'ın Resulünde pek güzel bir örnek vardır!”
Akletmek bizim için öncelikli bir sorumluluktur. Kur’an üzerinde inşa edilmeyen bir akıl, hayatında örnekliğini Peygamber’den beslemeyen bir akıl, bizi “hüsrana uğrayanlar” sınıfının bir üyesi olmaya doğru kaydırabilir. Oysa Kitap ve Sünnet, bizim dünya hayatındaki yürüyüşümüzde ayağımızın/aklımızın ve kalbimizin kaymasını engellemek için tutunabileceğimiz en sağlam iptir.
Bugün Müslümanlar arasındaki ayrılıkların temelinde bizim bu ipe sarılmayışımızın payı inkar edilemez. Bizim rehberimiz Kur’an, örneğimiz Peygamber olamadığı için, maalesef yürüdüğümüz yol da bir olamıyor, Allah’ın ayetlerini dillerine dolayanlara ve saldıranlara karşı tepkilerimiz ve mücadelelerimiz de zayıf kalıyor. Oysa Peygamber’imize vahy edilen Kitap, ne söylüyor?
“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir uzlaştırma meydana getirdi ve O'nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Bir de siz, bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz ve O, sizi tutup ondan kurtardı. Şimdi Allah'a doğru gidebilmeniz için size ayetlerini böyle açıklıyor.”
Türkiye ve dünya Müslümanları, hayatlarını Kur’an ve Sünnet’in aydınlığına kavuşturmak ve bu yolda toplu halde, ümmet perspektifiyle hareket etmek için kendi nefislerinde iyi bir muhasebe yapmayı öncelemelidir.
İçinde bulunduğumuz bu günlerde, Hazreti Muhammed için ağlamayı değil, O’nu ve O’nun getirdiği mesajı anlamayı önemsemeliyiz. Ağlayan değil, anlayan ve direnen bir ümmet olmadığımız sürece bu durum değişmeyecektir. Salt duygusal tepkiler, herhangi bir çözüme götürmüyor. Bunun son örneğini karikatür krizinde yaşadık. İnsanların Peygamber sevgisi, bilinç düzeyine yükselemediği için, Hazreti Muhammed’e karikatürlerle yapılan küstahça saldırılar, haklı olarak, protesto edilirken, O’nun bize taşıdığı İslam’a yönelik saldırılar ve Müslümanlara yapılan haksızlıklar karşısında halen sessiz kalınıyor.
Yolumuz Allah Rasüllerinin yolu olacaksa, “La ilahe illallah” şiarının salt dilimizle değil, bütün hayatımızla ikrar etmeliyiz. İnancımız, yaşadığımız ve O’nu yaşatmak uğrunda verdiğimiz mücadele kadar anlamlı ve değerlidir. Sözde kalan her şey ise uçucudur. Oysa dünya hayatından sonra vereceğimiz hesap, bizim kalan bakiyemizi değerlendirmek içindir. Son dönüşümüz Allah’a ise, doğru yola bizi O’nun vahyettiği Kur’an ve rehberimiz/örneğimiz Hazreti Muhammed gösterecektir. ( ALINTI )
|